KAZDAĞLARI :

 

Kazdağının binlerce yıl öncesinden gelen bir adı da İDA’dır. Türklerin Anadolu’da ağırlık kazanması ile,
zaman içinde adı “Kazdağı’na” dönüşmüştür. İda’nın sözcük anlamı üzerinde ise henüz bir uzlaşma yoktur.
Eski bir Anadolu dilinden geldiğini söyleyenler olduğu gibi; “ide-düşünce” sözcüğü ile özdeş sayan, ağaç yada
orman anlamında olduğunu savlayan “İda-İdaia” adının “Kybele’nin” bir sıfatı olduğunu ileri süren görüşler
 vardır. Edremit körfezinin eski bir adının “İdaion” olması, bu son tezi desteklemektedir. Özellikle
 Homeros’un İlyada destanında adı çokça geçen İda hep “hayvanların anası, kaynağı bol, bin pınarlı”
olarak tanımlanmıştır.

Antik çağ anlatımları ve eserlerinden anladığımız kadarıyla, İda, çoktanrılı dönemlerde “kutsal” bir dağdır.
 Bu inanışa göre baştanrı Zeus, Girit’te bulunan bir İda Dağı’nda doğmuş ve buraya adını veren
 kral kızı İda tarafından büyütülmüştür. Bundan sonra ise Zeus’u Kazdağı /İda’da görürüz. Burada kız kardeşi
Here ile evlenir ve söylencelere konu olan ünlü “Troya Savaşını” bu dağın doruklarından izler, yönlendirir.

 

Balıkesir Edremit ilçesinin kuzeyindeki dağ sırasıdır. Çanakkale’den başlayıp Balıkesir’e kadar devam eder.
 Bölüm bölüm isimlendirilmiştir. (Babadağ, Gürgen dağı, Zeybek dağı, Şapdağı gibi) Ancak halk hepsine
birden kısaca Kazdağı demektedir.

 

Suları çok soğuk olup, eritici özelliğe sahiptir. Dağın eteklerinde (kükürtlü – demirli) kaplıcalar bulunur.

 

Dağ Türklere geçince Kazdağı ismi verilir demiştik. Bu ismin  verilmesindeki 2 neden vardır.
Birincisi : Orta Asya’da Türkler şamanizm dininde iken kazı kutsal saymışlardır. Bunun ayak 
 çizgilerini motif olarak kullanıp, Anadolu’ya getirerek günümüze kadar taşımışlardır. Halı, kilim,
 giysi ve mezar taşlarında halk kullanılmaktadır. İkincisi : Dağda geçen Sarıkız efsanesinde,
 Sarıkız’ın kaz çobanlığı yapmış olmasıdır.

 

Zaten kaz eski çağlardan beri mitoloji ve folklorün gözde kuşlarından biridir. Sibirya Ostyak’ ları kazı
üç büyük Tanrı’dan biri sayarlar. Kızılderililerde kaz dansı vardır. Altay Şamanlarının davullarının 
 üzerinde kaz resimleri bulunur.

 

Yöre halkı bu dağları çok sever. Kazdağı Türkmenleri (Tahtacılar) her yıl 15 – 25 Ağustos arası Sarıkız
 hayırlarını yapmak için Kazdağı’na çıkar. Dağın en yüksek tepesi (1774 m.) olan Karataş Tepesi’dir.
 Bunu Babatepe ve Sarıkız tepesi izler. Dağın bitki örtüsü çok zengin ve çeşitlidir. Hatta en önemli tür
 olan Kazdağı Göknarı dünyada sadece bu dağda bulunur. İsmi latinceye dahi KAZDAĞI GÖKNARI
(Abies- Equi- Trojani) olarak girmiştir. Bu ağaçların dağın en kuzey kısmında bir bölgede olup,
 1000 – 1700 m. Yükseklikte bulunur. Bu alan 1988 yılında koruma alanı ilan edilmiştir. Ağaçta kozalakları
yukarı doğru bakar. Mitolojideki gerçek Truva atı kerestesinin bu ağaçtan yapıldığı anlatılır.
Eskiden ağacın uç filizlerinden kesip, bezlerle süslenerek düğünlerde bayrağın ucuna süs takısı
olarak (cambaz)  takılırmış.

 

Dağın bitki örtüsü zenginliğinden ve diğer etkenlerden dolayı hava filtre edilir. Dünya’da ikinci sırada 
 oksijen  yoğunluğunun  olduğu söylendiğinden dolayı dağın tamamına OKSİJEN ÇADIRI da
denilmektedir. Dağdaki Tozlu Yaylası 1950’li yıllarda yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’nin en
bol çam esansının bulunduğu yer olarak tespit edilmiştir.

 

Kazdağı’nın takriben 1700 m. Yüksekliğine kadar olan kısmı orman, ondan sonraki olan kısmı çıplak arazidir.
 Etekleri zeytin, yamaçları çam, meşe, göknar, gürgen ağaçları ile kaplıdır. Arıcılık meşhurdur.
Ürün bolluğundan dolayı “Edremit sokaklarından yağ ve bal akıyor” denilirmiş. İkisinin besin değeri
ve yararları malumdur. Dağın şifalı otları, adaçayları çok ünlüdür.

Kazdağlı demek; Kazdağı çevresindeki köy ve kasabalarda oturan demektir.

 

 

Kazdağları’ndan  yöre ve ülke halkı çok yararlanmıştır.  (yararlanmaya devam etmektedir) Dağın Zeytinli
Çayı ile Mıhlı Çayı arası 1993 yılında “Kazdağı Milli Park alanı” ilan edilmiştir. Bu yıla kadar Tahtacı
Türkmenleri (Tahtacılar) dağda tahta, kereste biçmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u almak
için kullandığı gemi kerestelerini bu dağdan hazırlatmıştır. Midilli isyanlarını bastırmak için yörede gizlice
 üç tersane kurdurup 67 parça gemi yaptırmıştır. Barbaroslar döneminde de gemi kerestelerinin bir kısmı
bu dağdan yaptırılmış olabilir. Fatih, Barbaros ve diğer dönemlerde bir çok Kazdağı Levendi yetişmiştir.
 16 yüzyılın büyük yazarlarından Gelibolu’lu Ali Efendi bu hususta şu bilgiler vermektedir. “Deniz yüzünün
Levendleri de (deniz
savaşçıları) Trablusgarb, Tunus ve Cezayir ülkelerinin akıncı deniz erleridir. Levendler
(
deniz erleri) çoğu Kazdağı Türk’lerinden olurlar.

 

O dönemlerde Kazdağı’ndaki ağaçlar o kadar büyükmüş ki, 1-2 m. Çapında olanlar varmış. Ağaçlar çok sık
olduğundan yan yana yürünemezmiş. 1945 yıllarında çıkan bir yangın 1,5 ay sürmüş. Halk ve askerler
söndürememiş. Dağ kaderine terk edilmek zorunda kalmıştır. Şimdiki bitki örtüsü genç olup, 50 – 60 yıllıktır.
 Dağ milli park ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Artık Kazdağı dağ turizmine hizmet etmektedir.

 

Tatilin  sadece bir yerden bir yere gitmekten veya deniz-kumdan ibaret olduğu değil de, keşfetmeyi yeni yerler
 görmeyi sevenlere tavsiye edilen her yönü ile zenginlik içeren bir bölgedir.

Kazdağları her alanında yeni bir şeyler görebilen, yeni kokular duyabilenlere önerilecek bir ve yaşamaktan
 asla pişman duyulmayacak bir bölgedir.